• Didem Gökgöz

Çocuklarımıza oyuncak seçerken hangi kriterleri dikkate alıyoruz?

Fonksiyonu mu?

Eğiticiliği mi?

Malzemesi mi?

Çocuğumuzu oyalayacağı potansiyel süre mi?

Fiyatı mı?

Sürdürülebilir olması mı?

Dürüst olalım.


Eğiticilik ve onları oyalayacağı potansiyel süre ilk sırayı alabilir çoğumuzda, ardından da genellikle fiyatı gelir diye tahmin ediyorum. Pandemi çoğumuzu öyle bir kafesin içine koydu ki, herhalde bir yıl önce bize birisi böyle bir senaryo ile gelse kesinlikle ona hayal gücü yüksek biri gözüyle bakardık. Çoğumuz evimizde ya da kendi mini döngümüzde çekirdek ailemizle, en sevdiklerimizle bir köşeye sıkışmış hissediyoruz kendimizi. Eski düzenimizde olsa bu bize belki bir tatil senaryosu gibi gelebilirdi, fakat neredeyse bir seneyi devirmeye yaklaştığımız şu günlerde her birimizi psikolojik olarak ayrı ayrı sınayan bir döngünün içerisindeyiz. Ebeveynler olarak bizler hem çocuklarımızla olmak, hem işlerimizi sorunsuz yürütmek, hem kendimize vakit ayırmak, hem de çocuklarımızın okullarına tam ilgiyi verebilmek istiyoruz, ama oluyor mu sizin evde? Siz başarabiliyor musunuz yani?

Ben, şahsen başarabildiğimi hiç düşünmüyorum. Mükemmelliyetçiliği bir yana bırakalı da çok oldu. Hayatta kalmak, gereğini elinden geldiğince iyi yapmak ile yaşadığın andan keyif almak arasında bir yerlerde gidip geliyorum çocuklarıma karşı çokça vicdan azabı hissi ile taçlandırarak bu durakları; çünkü bir anne olarak biliyorum ki daha iyisi mümkün ve ben bu pandemi şartları altında asla tam potansiyelimi kullan-a-mıyorum.

Bu durumda tam potansiyelimle kendimi çocuklarıma adayamayınca elbette devreye oyuncaklar ve yaşlarına göre sanal oyuncaklar devreye girmekte...(hiç istemesen de!) Online eğitimin önünü açtığı bu sanal dünyada frene basıp beyinleri bizden çok daha farklı şekilde çalışan bu yeni çağ çocuklarını bazı şeylerden alıkoyabilmek de imkansıza yakın. Her ne kadar ebeveyn kontrollerini de açsak, limitler de koysak istediklerinde her zaman bir yol buluyorlar. O nedenle ben tüm bu teknolojik aşırı yüklemeyi dengelemek için elimden geldiğince "old school" yöntemlere başvuruyorum. Yani eski usulde yapılmış oyuncaklar, onları yaşlarına göre cezbedebilecek aktiviteler ve belki anne faktörünün oyunculuk yeteneğine bakacak şekilde hikaye okumak ya da anlatmak, mümkünse neredeyse hikayeyi çocuklara yaşatmak :)

En keyif aldığım onları eski tip, hiç bir teknoloji içermeyen doğal ahşap oyuncaklarla oynayıp yüksek konsantrasyon içersinde vakit geçirirken seyretmek. Dikkat ettim bu tip oyuncaklarla oynarken tartışma da daha az çıkıyor aralarında... Henüz nedeni konusunda netleşemesem de bu oyuncakların onların ritimlerini de düşürüp sakinleştirdiğini düşünüyorum. Ahşaba dokunduklarında farkettim ki onlara legolara dokundukları gibi de dokunmuyorlar... daha nazikler, oysa legolar havalarda uçusuyor. Ahşap parçalar ise nazikçe yerleştiriliyor. Bir de hikaye yaratmaları beni çok umutlandırıyor, ekran karşısında olduğu gibi hazır bir hikayeye konmayıp kendi yollarını kendileri çizdiklerinde benden mutlusu yok! Tabi bir de o oyuncakların çoğu benim atölyemden çıkmış, çoğunda benim el emeğim varsa ve bu oyuncaklar onlara ve doğaya zarar vermiyorsa değmeyin keyfime! :) Evet, itiraf ediyorum, atölyemizdeki tüm oyuncaklar ve çoğu aksesuar ilk başta kendi çocuklarım için yapıldı, ihtiyac hissettik, tasarladık, ürettik ve çocuklarım benim ilk deneklerimdi. Onlar oynayıp beğendikçe hmmmm dedik ve zaten bu güne kadar neredeyse hiç reklam yapmadan bu şekilde organik olarak gelişti Happy Cove Studio ailesi.

Kısacası ben çocuklarımı ne kadar plastikten, hazır yapılmıştan, yapaylıktan ve hayalgücü düşmanlığından koruyabilirsem o kadar daha iyi bir anne gibi hissediyorum kendimi; peki ya siz?












14 views0 comments
  • Didem Gökgöz

Ekolojik ne demek? Neden sürekli bu kelimeyi kullanıyoruz..?

TDK'ya göre- Ekoloji: Canlıların hem kendi aralarındaki, hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı” olarak tanımlanırken, ekolojik kelimesini de canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle kurdukları ilişkiye saygı duyan ve zarar vermeyen, düzeni zedelemeyen olarak tanımlayabiliriz.

Dünya kaynaklarının tükenmeye yüz tuttuğu ve gezegenimizin alarm verdiği böyle bir dönemde her duyarlı birey bir şeyler yapması gerektiğini hissetmeye başladı ister istemez. Herkes endişeli, herkes küçük çabalar içinde; kimi balkonunda pencere önünde aldığı sebzeleri ve meyveleri sürdürebilmek adına çekirdekleri ekip, sürgünleri değerlendirip mini bostanlar, saksı bahçeleri yapmış durumda, kimi kompost nedir, nasıl yaparım diye araştırmaya başladı bu evde kaldığımız karantina döneminde. Yükselen faturaları azaltmak için ise elektrik ve su daha az kullanılır oldu, yağmur az yağınca suyun değeri tekrar hatırlandı. Geri dönüşüm, az plastik kullanımı, cama tekrar dönüş gibi konular sanki daha bir dikkat çeker oldu, büyük bazı firmalar bile bu konuda televizyonlarda reklam verir oldular bu sorunlara dikkat çekerek. Bazıları içeriğiyle doğayı ve su kaynaklarını fazlasıyla kirletiyor olsa da az su kullanın mesajı verdi mesela bu reklamların bazılarında son derece ironik olarak.

Birçok kişi tüm bunları zaten biliyorum dedi buraya kadar, farkında bir bireyin zaten günlük hayatında uygulamaya çabaladığı rutinler, fakat evimizde yani en özel ve değerli kendimizin kozası, ailemizin kalesi olan evlerimizde bizi çok daha büyük bir tehlikenin beklediğini biliyor musunuz? Üstelik kimsenin değinmediği ve ruhumuzun bile duymadığı bizi içten içe yıllar boyu bizi zehirleyen bir tehlikenin olduğunu? Ne mi bu tehlike..? Evdeki ahşap taklidi yapan tüm mobilyalar, kaplamalar ve eşyalar! Yani ahşap gibi görünen ama aslında üstünde sadece bir ahşap resmi olan içi ise çeşitli kimyasallarla doldurulmuş her şey!

Evinizde etrafınıza bir baktınız mı bunu okuyunca...? Evet her evde var ve bu kaçınılmaz gibi görünse de farkındalık ve değişim mümkün. Ne mi yapıyor bu ahşap taklidi yapan eşyalar, parkeler ve kaplamalar? Yaşadığımız ortama yıllarca zehirli gazlar salıyorlar. Bunların en tehlikelilerinin başında MDF geliyor. MDF'nin içindeki formaldehit birçok ülkede yasaklanmış durumda, ama ülkemizde henüz değil. Bu madde kanserden, astıma ve alerjilere birçok hastalığın tetikleyicisi maalesef. Amonyak salınan en tehlikeli maddelerden biri... Eve yeni alınan MDF bir mobilya yaşadığınız ortama ortalama 20 yıl boyunca amonyak gazı salıyor örneğin... ve daha bir çoğu... O nedenle eve gelen mobilya kokusudur biraz havalandırırız geçer deriz, boya kokusudur denir, ama korkarım aslında o kokuya alışan aslında biz oluruz. O nedenledir ki bas bas bağırmamız ekolojik, çevre-dostu mobilyalar ve oyuncaklar diye... hele aileye yeni katılan bebekler için yapılan yeni bebek odaları en çok beni düşündüren... :(

Çocuklarınıza yaklaştırdığınız her şey, onların temas edeceği her şey mümkün olduğunca doğal olsun, eski usül olsun, evet fiyatı biraz farklı olabilir çünkü sahteler ve taklitler ele geçirmiş durumda piyasayı, ama siz farkında olun ve masif ve kontra ahşap dışında malzemelerle yapılmış eşyaları ve mobilyaları sokmayın evinize ve en sevdiklerinizin yaşam alanlarına.

Bu gün bir etrafınıza bir bakın ve farkında olarak yeni bir başlangıç yapın hayatınızda...




78 views0 comments